Van’da deprem oldu: Yardım mı edelim nefret mi edelim?

Küreselleşmenin dibine vurduğumuz, geçişken ve akışkan kelimelerde yoğrulduğumuz, sonra bir anda, aniden kıymetsizleşen geleneklerimizi farkediverip doğrulduğumuz bugün, artık Facebook’un iletişim için önemli bir ağ olduğunu kabul etmeyen kalmadı. Kalanlar da çoktan “demode” olarak tanımlandı. Kullanıcıların kullanım gerekçelerine dair söylemleri arasında ilk sırada irtibatı kolaylaştırdığı yer alıyor. Geçici olmayanın makbul olmadığı, zihinlerde sınır üretimlerinin moda olduğu, kaldı ki ulus-devlet ve o sevgili, belirgin sınırların her gün adeta daha da kuvvetlendiği, post bütün değerlerin en önemli niteliklerinden biri de bu kelimede sinsice uzanmış değil mi zaten: Kolaylık!

Sevgili bir hayli globalize insanlar, iletişim böceklerim,“twitter” “followers” ve “following”lerim, tüketim çılgınlarım. İtiraf ediyorum, aslında bu yazının merkezinde küreselleşme yok. Bu da “değilliyle”bütünleşecek olan bir giriş oldu böylece konumuza. Bu yazıda, evet, kayıtlı bir hesabı bulunmayan ya da aktif olarak kullanmayanların asosyal olarak tanımlanabileceği sosyal paylaşım sitesi Facebook zemini üzerinden bir değerlendirme yapacağız. Doğal bir felaketin ardından Facebook’un suçunu ve gücünü göstermeye çalışacağız.

***

Van Depremi & Facebook & Yardım Organizasyonları

23 Ekim 2011 tarihinde Van’da deprem oldu. Depremin ardından Facebook’un iletişim konusundaki gücü gözler önüne serildi. Biraz övücülük yapalım. Kısa sürede gruplar kuruldu. Bu gruplar yardımtoplamaya başladılar. Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve aklınıza gelebilecek her türlü insan topluluğu Facebook’ta yardım organizasyonları kurdular ya da bu organizasyonlar aracılığıyla yardımda bulundular.

17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminde afet bölgesine yardımla hiç alakası olmayan malzemeler ulaşırken, Van Depremi’nin ertesi günü ilaç isimleri Facebook’tan ilan edildi ve ihtiyaca yönelik yardımlar yapılmaya başlandı. Sosyal ağların hayatımıza bu kadar girmişliği işleri bir hayli kolaylaştırdı. Kaldı ki, özellikle Twitter üzerinden göçük altında kalanların yardım taleplerine bile sosyal ağlar aracılığıyla cevap verildiği oldu. [1]

Yardımsever Bir Söyleşi

Van Depremi’nin ardından yardım faaliyetlerinde bulunan, aynı zamanda Ankara’da yaşayan bir Vanlı olan Fahri Burak Aydoğdu ile konu hakkında kısa bir söyleşi yaptık:

Van sizin için ne anlam ifade ediyor? Orada bulundunuz mu?

10 Yıl Van’da yaşadım. İlköğretimi de orada okudum. Van için, “gidilmesi zor, sevdası kor şehir”derler mesela, doğrudur. Van türkülerini ne zaman dinlesem gözlerim dolar. Hemşerim diye Van kedisini çok severim, şu anda evde iki tane var. Hala Van’dan otlu peynir getirtiriz. Kopamadık. Her yaz birkaç hafta kalırdım Van’da. İlk kez bu yıl gidememiştim. Keşke bir fırsat olsa da sene içinde gitsem diyordum ama böyle buruk bir gidiş hayal etmemiştim. Depremden hemen sonraki gün Van’daki yardım faaliyetlerindeydim. İçim ezilip gözlerim dolarken bir yandan da Facebook’tan iletiler girip yardımları organize ediyordum. Kriz masasındaki kargaşadan ötürü direk adres verdim mesela, bu adres oldukça yayılmış. Benim adıma doğrudan pek çok yardım kolisi geldi ve kriz masasına uğramadan hızlıca dağıtılmış oldu.

Van’da yaşayan halk hakkındaki duygu ve düşüncelerinizden bahsedebilir misiniz?

Van’a yerleştiğimiz ilk yıllar etnik mevzular çok da alevli bir durumda değildi doğrusu. Sonradan köylerden ve özellikle Hakkari’den gelen göçlerle Van’da Haçort dediğimiz mahalle oluştu. KCK operasyonlarında da tutuklamaların çoğu buradandı. Van kırsaldan ciddi bir göç alırken, yerlisi ve elit kesimi Batı’ya göç etti. Bana kalırsa, bu şekilde denge iyice bozuldu. Recm’den kaçan İranlılar ve savaştan kaçan Afganlarla da birlikte Van bambaşka bir şehir haline geldi. Son birkaç yıldır korkarak geziyorum sokaklarda. Bu soruyu 2 yıl önce sormuş olsanız inanılmaz duygusal cevaplar alabilirdiniz. Benim babam Kürt, annem Türk. Kürtçe bilmem, babam da bilmez. Kürtlerin Türklerle, Türklerin Kürtlerle alıp veremediği yoktu şehirde aslında. Nasıl ki Ankara’da MHP’ye oy vermek bir siyasi gelenek ya da alışkanlıksa, Van’da BDP’ye oy vermek de o demek. Siyasi aidiyetin etnik mensubiyetiyle ifade edilmesi bu, bir tercih sadece. Türk olan MHP ile ifade etme hakkına sahip tabi, Kürt de BDP ile ifade edebilir. Biz birbirimizi ırkçı, faşist, devletçi, örgütçü, bölücü diye bilmezdik. Lakin Van o Van değil artık. Israrla seviyorum ama korkuyorum da. Göçler tüm yapıyı değiştirdi. Yani bu Kürt-Türk meselesi değil. Van özelinde bile değerlendirsem yıllarca mutlu mesut bir arada yaşayan insanlardık biz. Mesele yerlilerin etkinliğinin azalması, kırsal nüfusun şehri işgal etmesi ama bu yaşamı devam ettirmesi için gerekli asgari kültür ve anlayışa sahip olmaması. Ben üniversiteden sonra Van’a yerleşmek istiyordum ancak birkaç yıldır bu sebeplerle vazgeçtim.

Van’da yaşanan deprem sizi nasıl etkiledi?

7.2 gibi bir şiddeti duyduğumda Van’ın yarısı yerle bir oldu diye düşündüm. Onbinlerce ölü var dedim. Gerçek boyutunu öğrendiğimde bir miktar rahatladığımı söylemeliyim. Dil kursundaydım, derste duramadım ve çıktım. 5.6’lık depreme kadar umudum vardı. Bu şehir kendine gelir diyordum. Şimdi memleketsiz kalmışım gibi hissediyorum. Şehir merkezine geç ulaşan yardımlardan ötürü ilk 4 gün sinir küpüydüm Van’dayken. Koordinasyondaki sıkıntıyı, geç alınan ve geç alınınca anlamsızlaşan kararları gördükçe de öfkem büyüdü. Gıda, battaniye vs. dağıttık ama çoğu zaman insanlar bunlara gerek olmadığını söyleyerek teşekkür ettiler ve öyle aldılar. Bunca eksiklikten sonra halktaki korku ve tedirginliğe bir de öfke eklendi. Ben de halkımla beraber hareket ettim.

23 Ekim 2011 tarihinde Van’da depreminin ardından Facebook’ta bir yardım organizasyonu başlattınız. Tam olarak depremden ne kadar sonra harekete geçtiniz?

Kriz masasının yardımları aynı merkezde topladığı, bu masanın Erciş’te kurulduğu ve Van için bir şey yapılmadığını gördüm. Ücretsiz gönderilen tüm koliler doğrudan ve sadece kriz masasının eline geçiyordu ve bunların bize ulaşması çok zor oluyordu. Ben de kendim bir derneğin adresini bıraktım Facebook profilime ve yalvararak yardım istedim. Bu yazım bazı sayfalarda ve profillerde paylaşıldı. Ücretli ve verdiğim adrese benim adıma gönderilen bu koliler çok büyük iş gördü. Bunun haricinde “Van bayram yeri olsun” adında bir faaliyet yürüttük. Çocuklara bayram götürdük, sinema izledik, onlarla maç yaptık, şeker dağıttık türküler söyledik. Çocukların psikolojik durumları son derece vahimdi nitekim. Ailesini, akrabasını, evini, okulunu, arkadaşlarını kaybeden çocuklar için bu çok büyük bir yıkımdı. Bir nebze olsun yüzlerini güldürmek istedik. Bunu da elimizden geldiğince yaptık.

Bu yardım faaliyetini niçin Facebook üzerinden yürüttünüz?

Facebook sayesinde görselleri çok hızlı yayıp istediğimiz kamuoyunu birkaç dakikada oluşturabiliyoruz. Hiç tanımadığımız insanlara ulaşabilmenin de daha kolay bir yolu olduğunu sanmıyorum. Üstelik listedeki arkadaşım, onun arkadaşları, onun da arkadaş listesi derken birbirine referans olabilecek şekilde insanların bir araya geldiğine şahit oluyorum ki bu bana göre oldukça önemli. Aynı amaç ve yöntemin benimsenmesi işlerimizi kolaylaştıyor.

Ne kadar yardım toplandı, kaç kişiye ulaşıldı? Bu yardımlar ulaştırılabildi mi?

Nakit olarak yardım toplamadık biz, bunu yapan profesyonel kurumlara yönlendirdik arkadaşlarımızı. Bu anlamda İHH, Kızılay ve AKUTun yardım kabul ettiği numaraları verdik sayfamızdan. Sadece bu amaçla bir grup kurmadık ancak Van için ortaya koyduğumuz faaliyetlerden sonra binden fazla yeni üye oldu. Benim adıma gönderilen koliler çadır, giysi ve battaniye içeriyordu. Daha sonraki Van bayram yeri olsun projemizde 90 koli oyuncak götürdük. Yanlış hatırlamıyorsam 2.000 çocuğa göre şeker ayarladık.

Bu faaliyeti başlattıktan sonra çevreden ne gibi tepkiler aldınız?

Depremden hemen sonra bölgeye gidenler olarak ilk çalışmalarımız hakkında olumsuz bir şey konuşulduğunu sanmıyorum. Nitekim biz acil yardım amacıyla gitmiştik, üzerinde düşünülmüş bir proje falan yoktu ortada. Çocuklar için düzenlediğimiz programa gelen bir eleştiri, neden Van-Merkez’e gidilmediği oldu. Haklılar tabi ancak Van’da konaklama imkanı bulamadık. Zaten eşyaları taşımamız da oldukça büyük bir sorundu. Genellikle bu faaliyetleri yürüttüğümüzde reklam yapmaya çalıştığımıza dair şeyler duyuyoruz. Bunlar da haklı. Reklam yapıyoruz. Bu sayede daha çok duyulmak, duyuldukça daha çok büyümek, büyüdükçe daha geniş çaplı işler ortaya koymak istiyoruz. Gençler arasında bir gruba fikre ya da sosyal herhangi bir kuruma ait olmamak moda. Böylece eleştirilmekten kaçıyorlar akıllarınca. Oysa ki bu kadar pasif bir konumlanmayı tercih ederek cesaretsizliklerinden ötürü gülünç duruma düşüyorlar. Bizi de daha çok bu insanlar eleştiriyor. Yapılan işle ilgili değil yani eleştiriler. Bununla ilgili en büyük eleştiriyi ekibim ailesinden alıyor. Okulun var, işin gücün var gibisinden laflarla her an muhatap oluyorlar. Haklı bir diğer eleştiri organizasyon yapısının eksikliğiyle alakalı. İnternet üzerinden ortaya çıkan oluşumların da en kötü yanı bu olsa gerek. Yardım toplamak, bunları dağıtmak, sahada olmak için güzel ama birebir ilişki kurma şansın olmayınca insanlarla, kişilikleri hakkında net bir duruş sergileyemiyorsun ve lidersiz, tebaasız, ara kademesi, iş bölümü oldukça karışık ve rastgele olan bir yapı ortaya çıkıyor. Olumlu geri bildirim de oluyor tabi. Bunlar arkadaşların motivasyonu açısından önemli. Her seferinde daha fazlasını duymak için rekabet ettiklerini biliyorum.

Sizce amacınıza ulaştınız mı? Facebook üzerinden başlayan sürecin ardından neler yaşadınız?

Hala yapabileceğimiz çok şey var. Daha büyük iş gücüne ihtiyacımız olduğu açık, ekonomik açıdan da yetersiziz. Ortaya güzel işler çıkınca herkes büyük adamlar tarafından finanse edildiğimiz izlenimine kapılıyor, oysa bu doğru değil. Harçlıklarımız, yakın çevremizden hatırı olan insanlardan aldığımız ufak tefek paraların bir araya gelmesi neticesinde iş yapıyoruz. Dediğim gibi, internet üzerinden kurulan yapıda insanların belki siyasi ve maddi desteğini alabiliyorsunuz ama iş gücünü değerlendiremiyorsunuz. Spontane gelişen çok şey oluyor, süreci tam anlamıyla kontrol etmek, önceden planlamak zor. Çünkü organizasyon yapısı oturmuyor. Bir haftada çok güzel işler ortaya konuluyor belki ama 1 ay bunun kritiği sürüyor. Çünkü herkesin pek çok fikri var ve herkes her an lider. Bu da bana kalırsa, aynı isimle ve aynı çatı altında yeni işler yapmaya engel olacaktır bir süre sonra. Facebook’tan gönderdiğim bir deprem fotoğrafı amatör ruhundan ötürü insanları daha çok etkiliyor sanırım. Bir başkasının Van için koşturduğunu, örgütlenmeye çalıştığını gören diğerleri duruma kayıtsız kalamıyor. Bu süreklilik tüm eylemlerin, tüm cümlelerin kalıcı hale getirildiği Facebook sayesinde oluyor ancak. Söylenen söz unutulmuyor, çünkü yazılı. Verilen cevaplar da hakeza. Üstelik her şey herkesin gözü önünde cereyan ediyor ve insanlar her an duruma müdahil olup işi sırtlanabileceklerini görüyor. Bu da onları daha fedakar, daha özverili ve çalışkan yapıyor.

Yardım bağlamında 17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük’te yaşanan depremin ardından yaşanan süreç ile 23 Ekim 2011 tarihinde Van’da yaşanan depremin ardından yaşanan süreci sosyal ağları da değerlendirmeye alarak karşılaştırabilir misiniz?

Her şeyden önce iki depremin boyutu çok farklıydı. Yıkılan bina sayısı, ölen-yaralanan insan sayısı aynı değildi. Bu Van için büyük bir artı. Ancak Van, nüfusun ve üretimin yoğun olduğu batıdan oldukça uzak, yer şekilleri anlamında da zor bir ulaşıma sahip. Üstelik depremin hemen arkasından soğuk hava ve kar yağışının gelmesi, daha ilk depremin üzerinden birkaç hafta geçmişken ikinci yıkıcı bir depremin daha olması, sayılar üstünden olmasa da psikolojik açıdan Van’ı daha acınası bir hale getirdi. Gölcük ya da İstanbul depremle yok olmadı ama Van’da yaşayacak insan kalmadı. Soğuklar, maddi zorluklar, ikinci deprem derken Van hayalet bir şehir oldu. Vanlılar, kendileri için söylenen o ağır ithamları internet sayesinde, daha acıları taptazeyken işittiler. Yağan milyonlarca kolilik yardımın önüne geçti çakıl taşlı bayraklı birkaç koli. Sosyal ağlarda da insanlar durumu eleştireyim derken, bu çirkin hareketlerin reklamını yapmış oldu. Eleştirmek bizim hastalığımız. Eleştirebildiğimiz her şeyin, herkesin üstünde sayıyoruz kendimizi. Sosyal ağlar da herkese her şey hakkında bir söz söyleme hakkı tanıyor. Eyleme geçemeyen ya da eyleme geçse de bu üstünlük duygusundan kurtulamayan herkes Müge Anlı’yla ya da gelen taşlı bayraklı kolilerle uğraşıp durdu. Boş yere enerji harcayıp bunları iyice popüler kıldı. Bu kötülükler de Facebook sayesinde oldu. Gerekli gereksiz her şeyin eleştirildiği de oldu. Yardım kuruluşlarının, hasar tespitçilerin, devlet adamlarının yanlışları elbet vardı ama hiç olmamış olaylar da sürekli onlara isnat edildi. Bu da sanal alemdeki laf çakma yarışını kızdırıyor ama yazıp çizenlerin de daha az ciddiye alınmasını sağlıyor. Van’da özellikle yardım kuruluşları, AKUT ekipleri başta olmak üzere çok daha etkili ve hızlıydılar. Teknolojik anlamda da çok donanımlıydılar. Sosyal ağlar daha büyük miktarda yardım toplanmasını sağlamadı bana kalırsa, hatta yardım işini düzensiz bir hale getirdi.[2]

Birçok Üniversite Örgütlenmeleri ve Sivil Toplum Kuruluşları da Van İçin Yardımlarını Facebook Üzerinden Organize Ettiler:

Van Depremi & Facebook & Nefret Söylemleri

Evet yardımlar yapıldı. İyiydi hoştu. Ama daha kalıcı yaralar da bıraktı toplumsal hafızalarda bu esnek yapı. Facebook’un akışkanlığı bir nefret söylemi üretti. Aslında nefret söylemini üreten uluslarımız, devletlerimiz ve milliyetçiliklerimizdi. Facebook’ta da bunun bir yansımasını görmüş olduk. Nefretlerimiz, kinlerimiz, öfkelerimizi bir çırpıda söyleştik. Depremin gerçekleştiği Van halkı Kürt. O zaman BDP, o zaman PKK, o zaman düşman deyiverip, zihnimizde çoktan üzerinde ne yazdığı belli olan etiketlerimizi pat-küt yapıştırdık. Ulu orta savurduk sosyal ağlarda. Kolaydı çünkü sözü söylemek bu gibi yeni medyalarda. Eh, bir de gayet etkileşimselliğe açık bir yapı olduğu için, nefretler ve söylemleri, gırla gitti: ırkçılığa vardık, insan hakkı ihlal ettik. Dahası, günaha mı girdik ne! [3] Toplumum duydun mu? Günahmış ırkçılık, günahtan pek korkarız biz. Bakın neler yazdık neler:

– “O.Ç yardımı hak etmiyor böyleleri”

– “Allah düşmanın bile şereflisini versin”

– “Diyecek bir şey yok bunlar kaliteli O.Ç”

– “Batıdan gelen 25 30 paketin içinden türk bayrağı çıkmış.. dert etmeyin Türkler bizi çok düşünüyor tuvalet kağıdımız yok onu bile düşünmüşler o yüzden koymuşlar”

– “% 94 oyla BDP’yi seçen Van halkının %6’lık kısmına Rabbim yardım etsin!”

– “Van’da görev yapan asker aynen şöyle yazmış: buradakilere bu felaket haktır, çünkü 26 askerin şehit edildiği gün davul çalıp halay çekip eğlendiler”

– “Ülkeyi ikiye bölmek isteyen şerefsiz Selahattin Demirtaş şimdi yardımlar Van’a ulaştıkça yardımlarda kardeş kokusu var demeye utanmıyor musun?”

– “Tanrı titreşim gönderdi anlayana”

– “Alın size Van gerçekleri neymiş battaniyeymiş eski elbiseymiş paraymış… 1 adamın anası orospu çocuğu olunca ondan çıkanda orospu çocuğu oluyor”

– “17 yardım kamyonunu yağmalayan, talan eden pislikler. Size hayvan desem köpeğim alınır, üzülür”

– “Yeter artık ulan bir an önce alın askere yakarım bu dünyayı orospu çocukları iyice azdılar analarının a.larını gösterme zamanı geldi”

Gibi gibi…

***

***

***

***

***

***

***

***

Yeni Medya’nın Özellikleri

Kuşkusuz bu gibi sosyal paylaşım platformlarında bir şeyler söylemek çok daha kolay geleneksel medyaya göre. Bunun için yeni medyanın geleneksel medyadan (yani gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema…) farklılaştığı özelliklerinden bahsetmek gerekir: Dijitallik, etkileşimsellik, hipermetinsellik, yayılım, sanallık ve multimedya biçemselliği- [4]

Yeni medyanın etkileşimsellik özelliği, önceden tanımlanmış ve birbirine bağlanmış linkler ve yazılımlar arasında ve içindeki seçeneklerde gerçekleşiyor. Etkileşimsellik, arayüzde birçok kişinin karşılıklı eylemesine ve katılımına olanak tanıyor. İşte bu özellik yüzünden nefret söyleminin ne ölçüde büyüyebileceğiyle depremin ardından tüketilen ırkçı ifadelerde yüzleştik. Adeta “kartopu” gibi eklenerek üredi, yayıldı bu öfkeler.

Multimedya biçemselliği ise göstergelerin simge sistemlerinin, iletişim çeşitlerinin, farklı veri türlerinin tek bir araçta toplanması.[5] Yani telekomünikasyon, veri iletimi, kitle iletişimi gibi iletişimin farklı boyutları ile imge, ses, metin ve sayısal veri gibi farklı veri türlerinin bir arada bulunması.

Yeni medya ortamlarının dijitallik özelliğinden dolayı depolama kapasitesi yüksektir, bundan ötürü de kullanıcının seçiciliği desteklenir.[6]

Yeni medyanın hipermetinsellik özelliği ise bir metnin başka metinlerle ilişkisine işaret ediyor. Yani, ağ üzerinden başka alternatif mecralara kolayca erişimin gerçekleşmesi. Yeni medya ortamındaki bir nefret sitesinden başka nefret sitelerine, belli bir konuda etnik gruplara, cinsel kimliklere ve yönelimlere karşı nefret söylemini yayan çevrimiçi haber sayfasından, yine böylesi bir video paylaşımına, ya da Facebook gibi popüler olarak kullanılan toplumsal paylaşım ağlarında örgütlenmiş nefret söylemi içerikli video paylaşımlarına ulaşmak çok kolay.[7]

Yayılım özelliği de yeni medya ortamlarının kullanıcısının tüketici konumundan içerik üretici konumuna geçişini açıklıyor. Örneğin, bir toplumsal paylaşım ağında kullanıcı kendisinin ürettiği belli bir siyasi kimliğe, cinsel kimliğe ve yönelime veya etnik bir azınlığa karşı hakaret içeren, aşağılayan, küçük düşüren, basmakalıp yargılardan beslenen bir metni, bir video klibi yükleyerek, diğer kullanıcıların yorumuna açabiliyor.

Sanallık ise kullanıcıya orada olma hissini sağlıyor. Sanal yerleşimlerde iki türlü iletişim gerçekleşir: Makine/yapay zeka –insan, arayüzeydeki diğer insanlarla iletişim. [8] Yeni medya ortamının bu özelliği de nefret söyleminin oldukça hızlı bir şekilde paylaşılmasını, doğallaştırılmasına yol açıyor. Sanallık özelliği kullanıcının ortama gönüllü ve her türlü statünün kısıtından uzak bir şekilde katılım olanağını da sağlıyor. Ancak birey gündelik yaşamını bu katılıma yine de taşıyor: Kendi siyasal görüşünü, korkularını ve kaygılarını, dostluklarını ve tercihlerini. [9]


Giderken…

Bugün bize yeni bir yaşam alanı yaratmış olan sosyal ağların iletişim konusundaki büyük rolünü yadsımak olmaz. Özellikle sosyal örgütlenmeler adına güçlü bir araç. Bu ağlar sayesinde birbirine benzeyen, aynı fikirleri taşıyan bireyler kolayca birbirlerine ulaşıyorlar. Bir yandan gerçekten artık sınırlar yok mu diyoruz. Facebook listemizdeki dünyanın diğer ucundaki arkadaşımız bize kendimizi küresel birey gibi hissettirebiliyor. İlan ediyoruz. Duyuruyoruz. Paylaşıyoruz. Övüyoruz. Gülüyoruz. Beğeniyoruz. Toplanıyoruz. Örgütleniyoruz. Yardım istiyoruz. Yardım veriyoruz. Organize oluyoruz. Söylüyoruz. Özü: Görülüyoruz. Bir şekilde, yeni bir şekilde var oluyoruz… [10]

Diğer yandan bu kadarıyla kalmıyoruz. En son dedik ya, söylüyoruz. Sövüyoruz. Bize benzemeyenlerimizden nefret ediyoruz. Öfkeleniyoruz. Öfkemizi içimizde bırakmayıp bir çırpıda yazıveriyoruz. Küfrediyoruz. Tepki geliyor “anında.” Biz de bir daha sövüyoruz. Nefretlerimizi kamusal alanlarda, bu esnek bu akışkan yapılarda üretip büyütüp yayıyoruz. Bu da farklı düşünceleri daha da keskinleştiriyor. Daha da uzaklaştırıyor. İşte belki de bu gibi kolaycı platformlar kısa vadeli faydalar saplıyorsa da uzun vadede üretmiş olduğu bu prototiplere yeni bir kimlik veriyor. Bu tipolojiye sövmek, küfretmek marifet sandırılıyor. O da habire gelişine konuşuyor. Yeni Medya’nın gücü tüketiliyor. Niteliksiz bir ortama dönüşüveriyor. Bu nefret söyleminin kökeninde ise derinden aşılanmış ırkçılık duygusu yatıyor. Yeni Medya bunu üretmiyor, üretilmişi etkileşimsel biçimde aynı platformda sunmayı sağlıyor, bu da pek iyi sonuçlar doğurmuyor.

Nefret söylemini üreten, ırkçı söylemleri tetikleyen her türlü mecranın bilincinde olmalıyız. Gerekli duruşu göstermeliyiz. Bu söylemler önlenemezse toplumsal açıdan sıkıntılı sonuçlar doğurabilir.

Gülsünay Uysal, 2012

İlgililere tavsiye linkler:

http://yenimedya.wordpress.com/

http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_sayfa

http://www.nefretsoylemi.org/

http://www.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/135674-nefret-suclarina-karsi-yasa-teklifi

http://www.yenimedyaduzeni.com/nefret-soylemine-karsi-ne-yapmali/

http://www.nefretme.org/2011/04/nefret-soylemi-yeni-medyada-izlenecek/


[2] Fahri Burak Aydoğdu’ya hem toplum için böyle anlamlı ve yardımsever bir çalışma gerçekleştirdiği için hem de bizi kırmayıp sorularımızı cevaplandırdığı için teşekkür ediyoruz.

[4] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 26

[5] Van Dijk, 2004:146

[6] Binark, 2007: 21 – 22

[7] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 27.

[8] Binark, 2009

[9] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 27-28.

[10] Ali Toprak, Mutlu Binark, Ayşenur Yıldırım, Eser Aygül, Senem Börekçi, Tuğrul Çomu tarafından kaleme alınmış olan Facebook üzerine olan çalışmanın ismi: “Toplumsal Paylaşım Ağı: Görülüyorum Öyleyse Varım”dır.

Bunları da okuyabilirsiniz

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

All for Joomla All for Webmasters