Gerine Gerine Kadın Olamadığımız Toplum

En çok erkeklik ürettik. Hani böyle “çivi”, “çakı”, “bıçak” gibi erkekler. Öyle ya sevdiğinin elini tuttu mu koparan, insanca değil sahip olurcasına seven, hakimiyet kuramadıysa kadınının üzerinde Fırat’ta boğan, söz dinlemediyse dövmeyi bilen, huysuzlanıyorsa balkondan itip intiharlarla süslemeyi iyi bilen, kıskandıysa tokatı çakan, “yağız”(!), metropolün göbeğinde nefes alıp veren, ‘töre’lerine bağlı, Anadolu ve Avrupa erkekleri, hatta birkaç dil konuşabilen “modern” delikanlılar ya da delibozuklar ürettik. Türettik.

“Farklı cinsiyet bilincini ortaya çıkaran herkes suçludur.”[1]

Aslında “erkek”ler de doğduklarında bir insandılar. Ama olmaları gereken bir şey vardı: Erkek. Ne kadın kadın doğuyordu[2] ne de erkek erkek. Toplumun nazarında cinsel kimliğimizi kazanmamız kolay olmuyordu. Ve toplumdaki sınıfsal aidiyetlerimizden biri olan cinsiyet kimliğimizi toplumun bakışıyla pekiştirmek için vermemiz gereken mücadelelerimiz… Özelliklere erkeklere has sınavlardı bunlar. Erkeklik sınavları ve bunun durakları.[3]

İlk önce baştan aşağı bir ritüel haline gelmiş sünnet düğünleri mesela. Her coğrafyada farklı kutlama ya da kutlamama (Yahudilerin de uyguladığı Sünnet için tören gerçekleştirilmemektedir.[4]) şekilleri olmakla birlikte bizim bulunduğumuz coğrafyamızda bandolarla, şenliklerle, şölenlerle kutlanan böylece erkeklik aşamalarından biri atlatılan bir durak Sünnet. Kurban kesilir, silah atılır. “Erkek” adayımızda böylece “acık ucundan kesmek” uğruna “kızları çatlatan”[5] şeyin kıymetine, yani kendi kıymetlerine hayran olurlar. Toplum harıl harıl “güçlü”, “kıymetli” erkeğin inşası gölgesinde “edimsiz”, “kıymetsiz” kız çocuğu fikrini örgütlemektedir. Bu fikir örgütlenedurmasa keşke ama süreç ilerler ve “erkek adamımız” cinsiyet kimliğinin inşasında ikinci durağına varır: Askerlik. Modern toplum sürecinde değerlendirildiğinde askerlik öncesi karşımıza çıkan bir ara duraktan bahsedilebilir. Üniversite okumak için evlerinden ayrılan gençler. Burada mesele cinsiyet kimliklerimiz biçimlendirirken annenin dünyasından çıkmaması öngörülen kız çocuklarına karşı kendi potansiyelini sonuna kadar yaşaması makbul görülen erkek çocukları. Yani erkek: sahip olur, yönetir, geçindirir, korur, uğruna dövüşür, dış dünyayla ilişki kurar, becerir, zorlukları aşar, dayanıklıdır ve bilir. [6]

Askerde erkek düzeni öğrenir. Bir aile reisi olduğunda yönetmeyi bilmesi gerektiği için (!) yönetilmeyi öğrenir. Dağa, taşa selam vermeyi öğrenir. Sürünmeyi yani her koşulda her şey ile mücadele edebilmeyi öğrenir. Hatta bağlı olduğumuz coğrafya kapsamında değerlendirildiğinde birçok erkek askere gitmeden önce ya da o süreçte ilk cinsel deneyimlerini yaşarlar ve bunu birbirlerine anlatırlar. [7] Erkeklerin askerlikleri toplumda onları erkek yapan önemli bir aşamadır. Asker uğurlamaları da bu noktada “erkeklik” övgüsü sürecinde önemli bir aşamadır. Marşlarla, tekbirlerle, silahlarla, havalara atmalarla, halaylarla, hediyelerle uğurlanır asker. Erkeğin “erkek” olmak için üçüncü ve dördüncü durakları ise iş bulma ve evliliktir.

“Erillik ile dişillik arasındaki kültürel mesafenin azaltılması, her iki cinsiyetin birbirini tamamlayıcı ve denk olarak algılamaları, özellikle erkeklerin cinselliği sonunda zafer kazanılacak bir savaş/fetih olarak değil de, rızaya dayalı, özgürce paylaşılacak bir insan sıcaklığı; kadınlarıysa aile kategorisi içinde değil, kendileriyle eşit haklara sahip ‘kişiler’ olarak görmelerine yönelik formel ve informel eğitim süreçlerinin devreye sokulması; kadın bedeninin bir teşhir nesnesi, üzerinden kazanç sağlanabilecek pornografik bir meta ya da örtülerek denetim altında tutulabilecek bir ‘has bahçe’ olmadığı bilincinin yaygınlaştırılması; cinselliğin yasaklar, ayıplar, günahlardan soyularak insanileşmesi; yani toplumsal cinsiyete ilişkin algı ve rollerin eşitlikçi bir tarzda dönüştürülmesi ya da geleneksel ya da modern ataerkilliğin zihinlerde yarattığı deformasyonların giderilmesi yönünde ısrarlı, inatçı bir kültürel savaşım.”[8]

Biz “erkekler ağlamaz”larla, “erkek adam”larla güçlü, hakim, hükmeden bir cinsiyet yarattık. Sızlanmanın alemi yok. Bu türü biz[9] böyle bir hale getirdik. Bile isteye. Şimdi bunca şiddet görürken kadınlar hatta ölürlerken “neden?” demek kimin hakkı!? Vuran, kıran, yıkan bir kimlikti inşa ettiğimiz. Vurdu: “Aslan oğlum” dedik. Kırdı: “Olsun oğlum” dedik. Yıktı: “Üzülme oğlum” dedik. Hanım kızımıza ayıplar ve günahlardan bahis açıp, çeyizler hazırlatırken, oğlumuzu hababam pişpişleyen biz değil miydik? Kadınların gözlerini bağladık, akıllarını ipe serdik. Aklını kullanmaktan aciz, itaatkar, biat eden, boyun eğen, hakkını hukukunu bilmeyen kadınlar hedefledik. Çünkü biz yani toplum olan biz de erkektik. Öyle ya övdük kimliğimizi sövdük “öteki”ne. Nasıl mı?

Medine Memi’yi, Adıyaman Kahta’da kümese canlı canlı gömen dedesi ve babasıydık biz. Çünkü erkeklerle konuşmuştu.[10]

Mardin’de çeyiz sandığının içine saklanan Gülistan’ı kalaşnikofla taradık.[11]

Ağrı’da burnunu ve kulaklarını kesen de bizdik Yıldız’ın. [12] Çünkü ölüm emri verilmişti. Töre böyleydi.

Doğubeyazıt’ta 12 yaşındaydık, Meryem olduk. Korkudan ya da mecburiyetten intihar ettik. “Seni seviyorum” notunu arkadaşına yollarken öğretmeni notu görmüştü, sonrası malum… Babasının kalaşnikofuyduk. [13]

Bitlis’te teyzesinin oğlu tarafından tecavüze uğrayan Güldünya’nın kardeşleri olduk ve öldürdük kabul etmediği için çözüm için sunulan kumalığı. [14]

Diyarbakır’da boğarak öldürdük Gülseren’i. Babası ve erkek kardeşi olduk. Çünkü 18 yaşında imam nikahla evlendirildiği kişiden bakire çıkmadığı için sürekli dayak yiyordu. Eve döndü. Ama biz yani toplum yaşatmadık onu. Çünkü duldu. [15]

Çünküsü yok bunun… Akıl alır yanı yok. Töre bu! Böyle.

Yine aynı zihniyet aynı erkek aklı/akılsızlığı henüz 14 yaşındaki kız çocuklarını, para karşılığı hiç tanımadıkları erkeklere teslim edebiliyor. Hakim “Sen kendin verince töre cinayetine gerek yok öyle mi?” deyince ‘cinsel istismara iştirak’ suçundan uzun süreli hapis cezalarından kurtulabilmek için, türlü senaryolar ve inkar!

“Toplum, bir erkeğin cinsel deneyimlerini gerçek gelişmesinin belirtileri olarak görmektedir; buna karşılık, bir kadının yaşamındaki benzer deneyimlere korkunç bir felaket, onurun ve insanda iyi ve soylu olan her şeyin yitirilmesi olarak bakılır. Bu ahlaksal çifte standart, fahişeliğin ortaya çıkması ve sürmesinde hiç de azımsanamayacak bir rol oynamıştır.”[16]

Her şey bir yana toplumda erkeğin cinsellik yaşaması kötü görülmezken kadın böyle bir şey yaşadığında herkesle birlikte olabilecek bir varlık haline dönüşüyor.

Erkekler, ilginç mahluklar. Mahiyetlerinde (!) bulunan kadınların hemcinsleriyle konuşmalarını, görüşmelerini bile sakıncalı buluyorlar. [17] Erkek her zaman kadının kontrolünü elinde tutan yerde görüyor kendini ve kadının kimlerle, ne kadar görüşeceğine karar verme hakkını kendinde bulabilen bir zihniyete sahipken kendisi “dışarı”daki yaşantısıyla ilgili herhangi bir şeyi paylaşmak zorunda hissetmiyor kendini.

“Kocalar ve babalar olarak evde hizmet alan kuşkusuz erkeklerdir.”[18]

Toplumun cinsiyeti erkekti ve biz en çok erkek ürettik. Pohpohladık. Güçlendirdik. Eğlendirdik. Sünnet şölenleri, asker uğurlamaları, düğün ritüelleri derken ne halt etseler baş tacı ettik. Derken bu çok erkek erkeklerimiz başladılar erkek olmayanları doğramaya.

“Kadının görevi, kocasına sorgusuz sualsiz itaat etmekti.”[19]

En acısı modern süreçlerin hüküm sürdüğü şehirlerde de kadınlar şiddetten mağdur ya da ölüyor. Son derece kendini geliştirmiş, iyi koşullarda yaşayan erkeklerde de kadın konusunda herhangi bir zihniyet farklılığı olmadığını görüyoruz. Kaldı ki törenin gerektiği bir durum olduğunda bu iki üç dil bilen metropol erkekler gereğini yapmaktan geri durmuyorlar.

“Birçok erkek, karılarının ücretli işçi olarak çalışmasına kuşkuyla bakar; çünkü para ne denli az olursa olsun, güç ve bağımsızlık anlamına gelir.”[20]

Sosyoekonomik düzeyi yüksek olan ve görülen, bilenen, tahmin edilenin aksine hiç konuşamayan, anlatamayan, su yüzüne çıkmamış şiddet öykülerimiz yok mu? Var elbet ama itibar, şeref gibi kavramlar devreye giriyor ve bu denklemi çözülmesi zor bir hale getiriyor. Şiddet devam ediyor… Bir yandan da kadınlar hala töreden ölüyor.

“Ancak kadınlık ve erkekliğimizin sınırlarını aşarak, insanlığımızın ortak yönlerini geliştirdiğimiz zaman birbirimizi anlar ve uyumlu bir yaşama ulaşırız.”[21]

Bu topraklarda yüzyıllardır erkekler hüküm sürüyor. Ve hükmediyorlar. Çünkü bu üretiliyor. Böyle bir erkeklik makbul düşüyor. Toplum bunu istiyor. Sonuçlarını hiç kestiremeden. Kısa bir süre sonra dayak yiyen ve buna rağmen erkeğine itaat eden kadınlar olacağız bu ılımlı politikalar devam ederse tabi eğer ölmezsek…

“Kadın için özgürlüğü uğrunda çalışmaktan başka çıkar yol yoktur. Bu kurtuluş ancak topluca olabilir ve her şeyden önce, kadının içinde bulunduğu durumun ekonomik yönden evrimini gerektirmektedir.”[22]

Gülsünay Uysal, 5 şubat 2012

[1] Virginia Woolf
[2] Simone De Beauvoir, “Kadın doğulmaz kadın olunur.” (On ne nait pas femme, on le devient.)
[3] Pınar Selek, Sürüne Sürüne Erkek Olmak, Erkekliğin Durakları, sf. 17
[4] Pınar Selek, Sürüne Sürüne Erkek Olmak, Erkekliğin Durakları, sf. 21
[5] “Acık kesecekler ucundan… Çatlasın kızlar…”
[6] Pınar Selek, Sürüne Sürüne Erkek Olmak, Erkekliğin Durakları, sf. 22
[7] Pınar Selek, Sürüne Sürüne Erkek Olmak, Erkekliğin Durakları, sf. 154
[8] Sibel Özbudun, Liberalizm/Muhafazakarlık Kıskacında Kadın, sf. 137
[9] “Biz” zamiri yazının bütününde “toplum” ile özdeşleştirilmiştir.
[10] http://www.milliyet.com.tr/-medine-nin-diri-gomuldugu-raporu-ortaligi-karistirdi/turkiye/sondakika/04.02.2010/1194919/default.htm
[11] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=201128
[12]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=936330&Date=17.05.2009&CategoryID=77
[13] http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1187133
[14] http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCld%C3%BCnya_T%C3%B6ren
[15] http://www.sabah.com.tr/Yasam/2010/02/02/biri_tuttu_biri_bogdu_tahrik_indirimi_geldi
[16] Emma Goldman
[17] Namus Cinayetleri/Töre Değil Ataerki, Kadına Yönelik Şiddetin Ölümcül Kolu: Töre ve Namus Cinayetleri, Safiye Vardarlı, sf. 17
[18] Christine Delphy
[19] Neval El Seddavi
[20] Sheila Rowbotham
[21] Nena O’Neill / G.O’Neill
[22] Simone de Beauvoir

Bunları da okuyabilirsiniz

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

All for Joomla All for Webmasters