Eski minder yüzünü göster!

Sözün faydası yoksa söyleme![1]

Yazıyı okumaya başlamadan herhangi bir müzik sitesinden Orhan Gencebay – Dil Yarası dinleyin lütfen… Konuyla hiç alakası yok ama işte böyle geldi içimden. Belki de vardır.

Geçen gün elimde kitap balkonda yaz mevsiminin huzur içinde veda edişini seyrediyorum. Hava yumuşak, insanın içini ferahlatıyor estikçe. Bu tatlı sessizliği telefonuma gelen mesaj bozuyor. Mesaj bir GSM şirketinden. Sağ olsun ihmal etmez. Yerli yersiz, gün aşırı mesajlar. Kuşatılmayanımız yok herhalde artık kampanyalarıyla. Eğer herhangi birini kullanılıyorsak GSM operatörlerinden taciz ediliyoruz bir şekilde. İşimize de geliyor. Önce, daha ucuz konuşuyoruz, karlı da oluyor derken, paketi aştık diye dakika başına normalin kim bilir kaç katı gökdelen olmuş faturalara köpürüyoruz ama nafile!

Dilini sevmediğim, sürekli bir şeyler dayatan, sistematik olarak şiddetin dayatıldığı televizyonu düğmesine basıp kapatıyorum, bir şey de kaybetmiyorum ama telefon kullanmak zorundaydım. Cep telefonun yoksa akışı darmadağın oluyor hayatının. Üstelik telefon yüzünden uygunsuz üslupla bana avucumun içinden hükmeden bir dille yazılmış mesajları okumak zorundayım! Şiddet mağduruyuz arkadaşlar. Sonra bu kargaşa, bu kaos neden demeyin yok yere. İşin daha da kötüsü artık bu şiddet çok normal. Çünkü alıştık. Tepki vermiyoruz. Neden bahsediyorum?

Telefonuma gelen mesajda şu yazıyordu:

“DENEMESİ BEDAVAAAA! Evden çok hesaplı konuşturan EVIM paketini ücretsiz denemek için hemen EVDENOKTANOKTA yaz 2222ye gönder. Evden yapacağın ilk aramada geçerli HERYÖNE 20 dk kazan! Evde de konuşmanın keyfini yaşa! Yerimiz kısıtlı acele et!”

Mesajı okuduğum anda kullanılan kelimeler dolayısıyla ilk tepkim PANİK oldu. Hemen yapmam gereken bir şey olduğunu düşünüyordum. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bu bedava olan kişisel faydamın ne olduğunu düşünmeye başlayınca ilgili olmadığımı fark etmiştim ama başka türlü bir sıkıntı vardı bu sefer ortada ve daha büyüktü. Sakinliğim çözülüvermiş çarparken alelacele duvarlara, havanın durultan büyüsü çoktan bozulmuştu. Telaş, panik, heyecan; idrakle birlikte hayal kırıklığı; daha da önemlisi kimdi bizimle böyle EMİR KİPLERİyle konuşan adapsız! Reklam dili bu muydu artık? Böyle emreden söylemlerle mi pazarlıyorduk ürünlerimizi? Tüketim çağının dibini gördüğümüz şu günlerde ilişkilerin açık, aşkın akışkan formlarına da dokunduktan sonra artık tüketecek ne kaldı diye yakınmanın pek anlamı yok aslında. Aslında bunların hepsini kapsayan bir tükenmişliğimiz var bugün: Dil. Usülün esasa mukaddemliği artık sadece safsata.

DİL YARASI, Kim bilir hangi gecenin yarasası?

“Güzel söz söylemeye tutkun kişi kalabalıkların kiniyle karşı karşıyadır, bilirim.
Ama hiçbir kamusal onama beni bu yüzyılın akıl almaz uydurma ağzıyla konuşmaya,
mürekkebi erdemle birleştirmeye zorlayamayacak.”[2]

Sözcükleri yalnızca birer gösterge olarak mı görmeli? Dil sadece bir araç mı? Walter Benjamin’e göre böyle değil. Benjamin, seçtiğimiz dilin ahlaki ve siyasi konumumuzu yansıttığını söylüyor ve şiddetle reddediyor sözcüklerin birer göstergeden ibaret olduğunu.

Siyaset böyle bir şey miydi bilmiyorum, biz buralarda mevzuymuş gibi tartıştık siyasetimizi: AKEPE-AK Parti, PeKaKa-PeKeKe, Allah-Tanrı, Hakikat-Gerçek, Beşar Esad-Beşşar Esed… Ne çağrıştırıyorsa işte öyle. Her kelimeyi ölçtük, biçtik, toplumsal hafızalardaki yaraları kaşıyan misyonlar yükledik. Üryan kelimelere nazarlar ekledik. Pusuya yattık siyaset yaptık, sokulmuş iki lafla zaferler kazandık. Ah küçük akıl. Ya düz ovada olanlar; imalar, dolaylı tümleçler, laf sokmalar, iğneli esler, tiz sesler, niyet okumalar, neydi onlar?

“Söylemler güç ilişkileri alanında işleyen taktik öğeler ya da bloklardır; aynı strateji içerisinde farklı hatta çelişik söylemler var olabilir; söylemler bir stratejiden, karşıt bir diğer stratejiye biçimini değiştirmeden geçebilir.”[3]

Benjamin için insanın zihinsel hayatının her ifadesi bir çeşit dildir. Sadece insanın zihinsel hayatının da değil; gerek canlı gerekse cansız doğada dilin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, iletişim, dil aracılığıyla değil, dilin içinde gerçekleşir. Benjamin’in “dil”e dair karşı çıktığı en belirgin yerin, dilin “araçsallaştırılması” olduğunu söyleyebiliriz.

Tüketmek bilinciyle kuşanıp yaşadığımız her dakikamızda, tüketim kültürümüze ayıp etmemek adına yeni bir yıkım inşa edemeyeceğiz diye aklımız çıkınca dilimizi bozduk, seslenişimizi. Ses artık dokunuş değil çemkiriş oluverdi. Kelimeler buna son derece araç! Biz Gazali okumayan nesiliz diye böyle olduk. Hiçbir anlam ifade etmez oldu “dil belası” kalıbı yenilerde. Şimdilerde mega kentlerde dahası kasabalara doğru çoktan yola çıkmış reklam, pazarlama, satış meselelerinde etkili, vurucu, çarpıcı, kısa ve özlü bir dil ürettik. Etkili, vurucu, çarpıcı, kısa ama özlü olacak olan, müşteriyi kendine mıknatıs gibi yapıştıran bu dil emir vermek zorundaydı. Çünkü insanoğlu itaat etmek açlığındaydı. Çok sevdik yönlendirilmeyi. Topluluklar ne yapıyorsa onu yapalım ve bitsin şu yaşamak derdi istedik pek çok kez. Örgütleniyorlardı koyun gibi, ne önemi var hangi şemsiyenin altında olduğunun, yalnız değiliz ya. Özgürlük safsatası, topluluk ruhu, her yerde aynı aslında.

Ağlar bağlar / Bağlar ağlar

Nerede başladı bu kırılma bilmiyorum ama Manuel Castells günü tanımlıyor. Bireyler artık küresel ve yerel olarak örülmüş, birbiriyle bağ(ıntı)lı ağ toplumu içinde yaşıyor. Arjun Appadurai de, bu ağın bir yandan geniş, iyi finanse edilmiş, omurgası olan ve geniş çevrelerce tanınan bir örgüden, bir yandan ise sessiz, sedasız hareket eden küçük ve akışkan ağ örgüsünden oluştuğunu öne sürüyor.

“Bir adamın, bir mecliste konuşmak, nefsinin hoşuna gidiyorsa sussun. Eğer susmuşsa ve susmak nefsinin hoşuna gidiyorsa konuşsun.”[4]

İşte bu farklı örgülerle ilerleyen, söylediğinin içeriğinin değil söz söylemenin “RT”[5] aldığı ağ toplumunda bireylerin varoluş biçimlerinden birisi de toplumsal paylaşım ağları ve burada yarattıkları kimlikleri. Bu yapılar kendilerine has bazı özelliklere sahipler: Dijitallik, etkileşimsellik, hipermetinsellik, yayılım, sanallık ve multimedya biçemselliği.[6]

Yeni medyanın etkileşimsellik özelliği, önceden tanımlanmış ve birbirine bağlanmış linkler ve yazılımlar arasında ve içindeki seçeneklerde gerçekleşiyor. Bu özellik yüzünden nefret söyleminin ne ölçüde büyüyebileceğiyle depremin ardından tüketilen ırkçı ifadelerde yüzleştik.[7]

Multimedya biçemselliği ise göstergelerin simge sistemlerinin, iletişim çeşitlerinin, farklı veri türlerinin tek bir araçta toplanması.[8] Yeni medya ortamlarının dijitallik özelliğinden dolayı depolama kapasitesi yüksektir, bundan ötürü de kullanıcının seçiciliği destekleniyor.[9]

Yeni medyanın hipermetinsellik özelliği ise bir metnin başka metinlerle ilişkisine işaret ediyor. Yani, ağ üzerinden başka alternatif mecralara kolayca erişimin gerçekleşmesi. Yeni medya ortamındaki bir nefret sitesinden başka nefret sitelerine, belli bir konuda etnik gruplara, cinsel kimliklere ve yönelimlere karşı nefret söylemini yayan çevrimiçi haber sayfasından, yine böylesi bir video paylaşımına ya da Facebook gibi popüler olarak kullanılan toplumsal paylaşım ağlarında örgütlenmiş nefret söylemi içerikli video paylaşımlarına ulaşmak çok kolay. [10]

Yayılım özelliği de yeni medya ortamlarının kullanıcısının tüketici konumundan içerik üretici konumuna geçişini açıklıyor. Örneğin, bir toplumsal paylaşım ağında kullanıcı kendisinin ürettiği belli bir siyasi kimliğe, cinsel kimliğe ve yönelime veya etnik bir azınlığa karşı hakaret içeren, aşağılayan, küçük düşüren, basmakalıp yargılardan beslenen bir metni, bir video klibi yükleyerek, diğer kullanıcıların yorumuna açabiliyor.

Sanallık ise kullanıcıya orada olma hissini sağlıyor. Sanal yerleşimlerde iki türlü iletişim ile gerçekleşiyor: Makine/yapay zeka –insan, arayüzeydeki diğer insanlarla iletişim.[11] Yeni medya ortamının bu özelliği de nefret söyleminin oldukça hızlı bir şekilde paylaşılmasını, doğallaştırılmasına yol açıyor. Sanallık özelliği kullanıcının ortama gönüllü ve her türlü statünün kısıtından uzak bir şekilde katılım olanağını da sağlıyor. Ancak birey gündelik yaşamını bu katılıma yine de taşıyor: Kendi siyasal görüşünü, korkularını ve kaygılarını, dostluklarını ve tercihlerini. [12]

Bir hayli meşrulaşan söylemin nefreti, dilin kıymetsizliği, kolaylık, esneklik… En ağır sözleri bir çırpıda savuruvermeler. Yalanlara, dedikodulara sebep olduğu gibi dualara, şiirlere, şarkılara da vesile olan dil, bugün “vahşi kapitalizm”in yoluna kırmızı halılar seriyor bu gibi reklam, pazarlama, agresif pazarlama metotlarıyla. Ama yavan yavan ama kurudu kaldı dilimiz. Bağırdı çağırdı, cılız, cibiliyetsiz bir şey oldu ifadelerimiz.

Ofsayt Osman’dan el veda

Her taraftan, her uzvumuz taciz edilirken karşı görüş sergileyip direnmek yerine içine akıverip o potada eriyen biz, kimliklerimiz, hükmetmeyi, hükmedeni hep çok severiz, iktidarlarımızı böyle seçeriz.

Bize hükmet! Facebook beğendir bize kendini! Eski minder yüzünü göster! Ayna ayna söyle bana, kimin oyunu bu drama, yine gol değilse bu da Amerika’da, elime mum dik, itaat et kaygılarıma!

Susmanın erdemi üzerine en kutsal cümleyi yazıp veda edecektim ama GSM şirketi yine bir mesaj göndermiş bu sefer kaçırmayayım diyorum hadi bana el veda!

Gülsünay Uysal

[1] Hz. Mevlana – Mesnevi(I,1524)
[2] Charles Baudelaire, Kötülük Çiçekleri’ne Önsöz Tasarıları’ndan
[3] Foucault
[4] İbn Ebü’d Dünyâ, Kitabü’s Samt, nr.97
[5] Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da, Tweet olarak bir kullanıcının paylaştığı içeriği bir diğerinin beğenerek tekrar paylaşarak kendi takipçilerine sunması.
[6] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 26
[7] http://homoinsurrectus.com/2012/01/27/vanda-deprem-oldu-yardim-mi-edelim…
[8] Van Dijk, 2004:146
[9] Binark, 2007: 21 – 22
[10] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 27.
[11] Binark, 2009
[12] Mutlu Binark, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan Sütçü, İlden Dirini, Tuğrul Çomru, Yeni Medyada Nefret Söylemi, Kalkedon, Eylül 2010, sf. 27-28.

Bunları da okuyabilirsiniz

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

All for Joomla All for Webmasters