Barışı Annelerin Yası Dayattı

Çözüm süreci PKK’lıların sınır dışına çekilmesiyle devam ederken, toplumun yaşadığı travma, aşılması gereken en önemli sorunlardan biri olarak ortada duruyor. Psikanalist ve psikiyatr Ayla Yazıcı da bu meseleye kafa yoranlardan.
ayla yazıcı 2011’de bir grup öğrenciyle gittiği Hakkari’de “Kürt ailelerin yas reaksiyonları” başlıklı proje çalışması yapan Yazıcı, kentte edindiği izlenimleri ve çalışmanın sonuçlarını Gülsünay Uysal ile paylaştı.

Dr. Ayla Yazıcı’nın değerlendirmeleri şöyle:

Hakkari’nin Kürt sorunundan en fazla etkilenen yerlerden olduğunu söylemek yanlış olmaz. Daha önce de kentte insanların yas içinde boğulduğunu görüp ‘felç olma’ tabirini kullanmıştım. Acıdan, kayıptan ve insanların yas süreçlerini tamamlayamamasıyla ruhsal felç oluştuğunu görmüştük.

TOPLUMSAL YAS

Bu projenin amacı da, bireysel yasın nasıl toplumsal yasa dönüştüğü bölgede insanların psikolojik durumunun belgelenmesi.

Herkes yasını bireysel yaşar. Ortalama 3-6 ay sürer diyelim ama çok özgün bir şeydir. Kimi için uzun kimi için daha kısadır. Her şey olağan gittiğinde yas sürecinin ardından kişinin kendi olağan yaşantısına dönmesi beklenir.

Buradaki durumun en önemli özelliği ise kayıpların komplike olması. Bir kere zorunlu göç nedeniyle köklerinden uzaklar, evlerini, yakınlarını kaybetmişler, eğitim olanakları çok kötü. Bir yas halledilmeden üstüne tekerrür eden bu durum süreci ciddi bir şekilde ağırlaştırıyor.

GRUP KİMLİĞİ

Yas süreci tam anlamıyla yaşanamadığında ne oluyor? Çıkan sonuçlarda kayıpların oranı çok yüksek ama mutlaka belirtmek lazım ki çalışma yaptığımız yerler zorunlu göçle oluşan mahalleler. Genellemek çok uygun değil. Ancak kayıplar %80’nin üzerinde. Ölüm, dağa çıkma gibi durumlar çok yoğun.

Ayrıca gittiğimiz süreçte yani 2011’de hala şehirde terörize bir hal vardı, çatışmalar bitmemişti. İnsanlar can güvenliklerinden emin değildi, sürekli “bir şey olacak ve biri eve gelip birini götürecek” gibi korkular vardı. Yani kendi yaslarını tutup da iç hesaplaşmalarını yapıp kendi hayatlarını kolaylaştıracak bir durum da yok. O zaman da tabi hala ölüm kalım meselelerinin sürmesi bu durumu katlayıp ve öteki  yasıyla da birleşerek grup kimliği haline getiriyor.

Görüştüğümüz aileler kalabalıktı.  Evler, kişi başına düşen alanlar çok dar, mahremiyet neredeyse hiç yok. Bunlar da çok önemli. Kadınlara yardım yapılmadan hiçbir şeye de başlamamak lazım. Tabii ki önce insanların yaşam hakları sağlanacak, güvende hissedecekler kendilerini, ondan sonra psikolojik süreçlerin konuşulmaya başlanması lazım. Ben hem Türk toplumunun hem Kürt toplumunun yaratıcı şeylerle bu sürecin içinden çıkacaklarını düşünüyorum ama tabii ki savaş olmadığı sürece.

Erkekler yine bir şekilde yollar buluyorlar paylaşmak için. Mesela siyaset konuşuyorlar, birbirleriyle paylaşıyorlar, kafa yoruyorlar çözüm için yani evin dışına çıkıyorlar. Ama kadınlar sürekli evin içinde yaşıyor ve sessizliğe gömülmüş durumdalar. O yüzden de bir an evvel kadınlardan başlamak gerek.

EVLERDE ÇARESİZLİK VAR

Bu, çocuklar için de önemli. Evde bir de yas, çaresizlik var. Baktığında ayna karanlık, o zaman dışarıda bir ayna aramaya başlıyor. Örgüt o zaman bir seçenek sunuyor. Kız çocuklarının dağa katılımı çok mesela. Çünkü onların önünde daha az seçenek var. Ya ölecek ya çaresizlik içinde kalacak ya da gidip kendine daha aktif bir hayat sürecek. Yani taş atan çocukların ortaya çıkmasının asıl nedeni de annelerin yası.

Metaforik ifadeler kullanacak olursak; kolu felç olan bir anne düşünün, kolunu kaldıramaz dolayısıyla saramaz çocuğunu. Yasın bedeli böyle bir şey işte. O zaman çocuk başka bir şey arar. Çocuk annesine, babasına bakarak öğrenir. Annemiz üzüntü, keder içindeyse nereye kadar ilgilenebilir? O zaman da çocuk dışarıda ilişki kurabileceği şeyler arayabilir.

HESAP İKİNCİ PLANDA

Özellikle raporda da çözüme ilişkin öneride bulunmadım. İhtiyaçlara göre toplumların yaratıcılığına bırakmak gerek. Buna zemin hazırlamak lazım. Toplum kendi bulacaktır. Önce anlamayla başlayacak. Birbirimizi anlamaya başlarsak politik hesaplaşmalar ikinci plana düşer.
Nasıl onarmak lazım bu yaraları diye baktığımızda ise; kimliğe saygı duymak gerek. Kimlik de dil ile çok özdeşleşmiş. Çalışmamızın sonuçlarında da bu direkt olarak çıktı. Bu insanlar Kürtçeyle ilgili ne yapmak istiyorsa saygı duymak lazım. Bu yalnızca benim fikrim. Öncelikle elbette ölüm kalım meselesinin bitmesi lazım.

ANNELER ONAY VERDİ

Artık çok görünür olmaya başladı bu mesele ve yas, çözüm sürecini dayatan şeylerden biri olmaya başladı. Barış sürecinde en önemli şey Türk ve Kürt tarafındaki annelerin onay vermesiydi. Bu, çok önemli bir mesaj topluma verilmesi gereken. Oğlunu kaybeden asker annesi yaşarken dedi ki, “ben vazgeçiyorum her şeyden, intikam hissinden ve onay veriyorum barışa”. Burada birbirini en çok anneler anlar. Tabii politikayı belirleyen bu insanlar değil. Ama birbirini anlamak bu kez buradan başladığı için ben umutsuz değilim.

DÖRT AİLEDEN ÜÇÜNDE AYNI ACI

Psikiyatr ve psikanalist doktor Ayla Yazıcı, 2011 yılında Ekopolitik Araştırma Merkezi’nden gönüllü bir ekiple Hakkari’ye gitti. Ekip, zorunlu göç mağduru ailelerin yaşadığı mahallelerde yaklaşık 270 kişiyle görüştü. Ayla Yazıcı, koordinatörlüğünü yürüttüğü ‘Hakkari’de yaşayan Kürt ailelerin yas reaksiyonları’ başlıklı projenin raporunu ilk kez AKŞAM’la paylaştı…

Rapor, kayıplarının yası bile tutulamamış acılar bugün son bulacaksa kaybı olan Türk ve Kürt anneler onayladığı için diyor. Açık uçlu ve şıklı olmak üzere toplam 77 sorudan oluşan anketler kartopu yöntemiyle ve çoğunlukla kadınlarla gerçekleştirildi. Yazıcı, bunun özellikle seçilmediğini, gündüz saatlerinde evlerde daha çok kadınlar yer aldığı için olduğunu belirtiyor.

Raporda görüşmecilerin yası olağan şekilde tutamadığı ortaya çıkıyor. Büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan görüşmeciler sürecin yıkıcı etkisi altında. Anneler kayıplardan sonra felç olmuş gibiler. Kayıplar, annelerin bedenlerine hem fizyolojik hem de psikolojik olarak işlemiş durumda. Yine en belirgin sonuçlardan biri de annelerin (yüzde 87,7) kaybettikleri kişilere veda edemediklerini düşünmeleri.

KAYIPLARA KARŞI ÇARE

Yapılan ailelerde ortalama çocuk sayısı 5,6 olarak çıkıyor. Rapora göre, bu durum kayıplarla baş etmek için bir çare arayışı. İnsanlar, kaybettiklerinin yerine birini koyma ihtiyacındalar. Araştırma raporunun en çarpıcı sonuçlarından biri katılımcıların kayıpları. Görüşülen neredeyse her katılımcının bir yakınının siyasi nedenle kaybı var. Siyasi olarak anlamlandırılan bu kayıplar ölüm, tutuklanma, kayıp, kaçak, PKK dağ kadrolarına katılma gibi açıklanırken; kayıp oranı yüzde 77,15.

Kayıp durumunun bu sancılı resmini çizdikten sonra ortaya daha çarpıcı bir tablo çıkıyor. Kayıpların cenaze ve mezarlarının bulunmaması. Görüşme yapılan kişilerin üçte birinin (yüzde 29,5) ne cenazesi yapılmış ne de herhangi bir mezarı var. Mezarı olmayan kayıplarla ilgili annelerdeki algı ise, bedenin parçalandığı, yakıldığı, aşağılandığı, onursuzca davranıldığına işaret ediyor.

‘ASKER BİZDEN BİRİ’

GÖRÜŞMELERİN sonunda ortaya çıkan en belirgin sıkıntılar arasında yoksulluk ve işsizlik de önemli yer tutuyor. Katılımcıların yüzde 27’si yoksulluktan şikayetçi. En şaşırtıcı verilerden biri ise görüşmecilerin ‘asker kimdir?’ sorusuna verdikleri cevap. Yüzde 51 bizden biri derken, bunu yüzde 19,4 ile mecburi vazife cevabı takip ediyor.

Raporun sonunda katılımcıların sürece dair talepleri yer alıyor. Burada öne çıkan ilk üç beklenti; Genel af (%31,5), Kürtçe eğitim (%20,2) ve Özerklik (%12,4). Katılımcılara kendilerini en çok rahatlatan gelişmeler sorulduğunda ise yüzde 51,4 gibi belirgin bir oranla uzlaşma ve barış umudu ifadesi dikkat çekiyor.

GÜVEN HİSSİ

katılımcılara bölgedeki sorunların çözülmesi için gerekli unsurlar soruluyor. Cevaplarda ilk sıraları, ‘güven hissinin oluşturulması’, ‘operasyonların durdurulması’, ‘PKK’nın silah bırakması’, ‘Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması’ ve ‘Travmaların iyileşmesi için psikolojik destek’ yer alıyor.

NE CENAZE NE MEZAR

Katılımcıların ölümle sonuçlanan kayıplarının mezar ve cenaze durumlarının dağılımı:

Cenaze yapıldı : %33,7
Mezarı var : %36,7
İkisi de yok : %29,5
Kayıp oranı: %77,15
Ölüm çocuk: %5,2
Ölüm kardeş: %6,8
Ölüm anne-baba: %1,3
Ölüm yakın akraba: %23,6
Ölüm akraba: %9,6
Tutuklu/hükümlü: %26,3
Dağda : %22,8

(Gülsünay Uysal/28 Mayıs 2013, Akşam)

Bunları da okuyabilirsiniz

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

All for Joomla All for Webmasters